kopyacılığın 7000 yıllık tarihi
M.Ö. 2680
Mısır firavunu Djoser veziri Imhothep’e komşu ülkelerin asla kopyalayamayacakları bir yazı geliştirmesini emretti. Böylelikle telif haklarının korunması ve kopyalanamaması ile ilgili ilk başarılı uygulama olan hiyeroglif geliştirildi. Hiyeroglifin başarısı muazzam oldu. Yazı asla kopyalanamadı ve zaman içinde de unutulup gitti.
M.Ö. 1220
İncil’de bahsi geçen şahıs Lot, kendi kitabı “Tanrıyla görüşme”nin Sodom ve Gomorra’dakiler tarafından hükümet kararı ile çoğaltıldığını ve kendisine hiç bir telif ücretinin ödenmediğini tanrıya şikayet etti. Ceza olarak da hakkı olan ödemenin yapılmasını beklerken, her iki şehrin yerle bir edilmesi sonucunda potansiyel inananların yok edilmesinin dini propaganda üzerinde olumsuz etki yaptığına karar verip haklarından vazgeçti. O günden beri de bu iki şehrin başına gelenler gerçek neden araştırılmadan “yok edilmiştir” olarak açıklanmıştır.
M.Ö. 100
Dünyanın evrenin merkezinde düz bir zemin olduğuna ve tüm gök cisimlerinin bunun etrafında döndüğünün düşünüldüğü bir dönemde Yunan drama ve komedileri ödünç alınarak İskenderiye’ye getiriliyordu. O dönemde altın karşılığı kiralanan bu yapıtlar arşive alınıyor, kopyalanıyor ve kiralama ücretinin artık önemli olmadığı söylenerek orijinallerinin yerine kopyaları geri gönderiliyordu. Bu davranış biçimi, günümüzde kiralık DVD’leri kopyalanıp orijinalinin yerine kopyanın iade edilmesi fikrinin de orijinal olmadığını gözler önüne sermektedir.
M.S. 400
Telif hakları fanatiklerinden oluşan bir kalabalık tüm kötülüklerin dünyaya yayıldığına inandıkları İskenderiye kütüphanesini bastılar. “Orijinal sadece tanrıdan gelir” nidalarıyla kütüphane ateşe verildi. İnançlı kalabalığa karşı koymaya çalışan kütüphane yetkilileri ellerindeki kopyaların orijinal olduğunu savunsalar da başarılı olamadılar. Bu hadise tarih kayıtlarına “Kilise adına yasak yazıtları arayan bir ajanın, yanlış adres göstermesi sonucu yapılan bir hata” olarak geçti.
Bölüm 2: Yakın Geçmiş (1984)hot cd
Spectrum’u olmayan ve oyunlarını kopyalamayanların sınıf arkadaşları tarafından dışlandığı dönemler. Çift kaset kayıt edebilen kasetçalarların çok popüler olduğu bu dönemlerde kopyalamanın önüne geçmek için kendi kendini yok edebilen kasetler üzerine çalışmalar yapılmıştır.
1988
Commodore 64’lerin üstünlüğünün son günleri. Oyun kopyalayan en az bir arkadaşı olmayan ve yeterince fazla kopyalamayanların dışlandığı bir dönem başlamıştı. Her yerde yasal olmayan kopyalara rastlanıyordu.
1989
Zaman artık değişiyor. Amiga’sı olmayanların ve dandik bilgisayar dükkanlarına kopya oyun satmayanların “out” olduğu döneme girilmişti. Bilgisayar dergilerinde “geleceğin donanımı” CD-ROM’lar sayfa sayfa yer alıyordu. “Bu medya aracı gerçekten kopyalanamaz” diyen donanım geliştiriciler bu olayı “Dünya kopyacılığına karşı atılmış çok büyük bir adım” olarak nitelendiriyorlardı. Tüm bu olanlar yeni bir çağın başlangıcı olmuş, kopyacılığın sonunun geldiğine dair tüm bilgisayar ve oyun medyası aylık olarak haber vermeye başlanmıştı.
1996
PC’si ve CD yazıcısı olmayanların “out” olduğu dönem. Her ay en az iki yeni anti-korsan teknolojinin geliştirildiği ve medyaya tanıtıldığı muhteşem bir dönemin başlangıcı. Çaresizlik içindeki yayımcılar tarafından, kopyalamaya karşı yazılım geliştirdiklerini iddia eden kurnaz yazılım şirketlerine dünyalarca para aktarılıyordu... Ama ne yapılırsa yapılsın en güvenli yazılımın bile en geç 14 gün içinde kırılacağını bilen bu kurnaz şirketler yeni güvenlik sistemleri geliştirmeye devam ediyorlardı. Gerçekten de süper iş, dışarıdaki becerikli korsanlar olmasaydı eğer telif hakları uğruna bu kadar para kazanmaları imkansızdı.
1998
ABD birçok ilginç özellik içeren Dijital Milenyum Telif Hakları Kanunu’nu (DMCA) duyurdu. Telif haklarına saygılı olmak koşulu ile, kişisel ihtiyaçlar için kopyalama yapabileceği açıklandı. Şimdi bunun neresinin tutulur yanı var bir düşünelim. “Komşunun arabasını kullanmaya hakkım var ama kapısını açmam yasak” diyor S. Bekdemir. “Kopyalanmış müzik çalmakla araba çalmak aslında aynı şey” diye cevap veriyor S. Akkol. “Evet tabi böyle düşünmek mümkün, ancak çok az araba bulabilirsin ki istediğin kadar ve bedavaya kopyalanabilsin.” diye savunuyor S. Bekdemir. “Evet biliyorum ama bir şekilde bunun üstesinden gelmeliyiz” diyor S. Akkol. “Müzik başlı başına bir problem zaten, biz arabanın kopyalanamadığından emin olalım yeter” diyor S. Bekdemir “Teşekkür ederim sevgili iş arkadaşım” S. Akkol.
cd dvd bluray2000 (Nisan)
Metallica müzik paylaşım programı Napster’ı ve tüm kullanıcılarını dava ediyor. Sorulan bir soruya grup üyeleri şu şekilde cevap veriyor: “Bütün dünya her şeyi satın alabilen zenginlere ve şeytana ait. Kontrol, yönetim ve ölümsüzlük hep parayla alakalı. Bizler bunlar üzerine şarkılar söylüyoruz ve elbette bundan bir çıkar bekliyoruz! Haksız mıyım?
2002
Uluslararası Ses Kayıt Cihazları Federasyonu (IFPI) “Kopyalamak müziği öldürür” adında bir reklam kampanyasına başladı. Bu başlığa ilave olarak “Birisi kız arkadaşınızı kopyalasaydı ne olurdu?” sloganı kampanyadan daha fazla dikkat çekti ve federasyona yüzbinlerce olumlu mektup geldi.
“Merhaba ben 16 yaşındayım yan sınıftan bir kıza hastayım ve onunla çıkabilmek için kopyalanmasını istiyorum”. “Merhaba bir konuda yardımınıza ihtiyacım var. Kız arkadaşımın kopyalanmasını istiyorum. Böylelikle haftada üç kere burnumu kıran şu bela heriften kurtulabileceğim” Daha bir çok mesaj imkansız istekler içeriyordu. “Ben 9 yaşındayım ve Justin Timberlake’in sizin reklamlarınızda oynamasını çok beğeniyorum. Onu benim için kopyalar ve doğum günümde hediye olarak gönderebilir misiniz? Bende bir posteri bile var”.