     | | Karanlıkta kötü birsey geliyor bu yana... |
 | Metrelerce derinlikteki buzun altından o tuhaf, yabancı gemiyi bulup çıkardıkları güne lanet olsun! Ekipten geriye sadece iki kişi kaldık, ben oturmuş bu bant kaydını yaparken üssün kalıntıları için için yanmaya devam ediyor. O berbat şeyden kurtulabilmek için heryeri havaya uçurdum, yine de emin olmanın hiçbir yolu yok. Ya bana da bulaştıysa? Ama elimden birşey gelmez, birkaç saat içinde barınak kalıntılarını kemiren bu yangın sona erecek ve ondan sonra kutup kışının karanlık sessizliğinde yapayalnız kalacağız. Ne bir sığınak var, ne yiyecek, ne de yakıt, sadece biz, yangından kurtarabildiğim yarım şişe içki ve sonsuz gibi görünen kutup gecesi. En yakınımızdaki yerleşim Norveç araştırma üssüydü, o da şu anda ıssız bir mezarlıktan başka birşey değil. Birilerinin buraya gelmesi aylar sürer, oysa bizim en fazla birkaç saat ömrümüz kaldı, en son baktığımda ısı sıfırın altında 50 derece civarındaydı. Bu denli yoğun bir soğukta o şey sağ kalabilirmi acaba? Derin bir uykuya yatıp buraya gelecek başkalarını bekleyebilir mi? Neden olmasın, o buzun altında binlerce yıl uyumuştu değil mi? Ama artık bunlar benim derdim değil. Birazdan donarak ölmüş olacağım. Umarım... |  |
 | Komutan Blake'in Notlarından: | | Ben ve Whitley bu operasyon için seçildiğimizde sadece ısının sıfırın altında kırk derece olması nedeniyle yaşayacağımız sorunları düşünüyorduk. Ben takımımla Üs 31'e uçacaktım, Whitley ve takımı ise Norveç üssüne inecekti. Her ikimizde tecrübeli askerleriz, takımlarımızdakiler ise biraz daha tecrübesiz olsalar bile ağır şartlarda çalışmaya alışkın, iyi eğitimli askerlerdi. Takımım 4 kişiden oluşuyordu, benim dışımda bir komando, bir teknisyen ve bir sıhhiyeci vardı. Bize verilen tüm bilgi üslerin sessizliğe gömüldüğü, olası bir terörist saldırıdan korkulduğu idi. Bu üslerde hangi teröristin ne halt arıyor olabileceği sorusu dilimin ucuna geldiyse de, her iyi asker gibi çenemi tuttum. Ama bizi neyin beklediğini gerçekten biliyor olsaydım, herhalde istifa mektubumu yazıp uzaklara kaçardım. Yada oracıkta kafama bir kurşun sıkardım. Çünkü her geçen dakika bu ''şeyden'' kaçmak gibi bir olasılığın mümkün olmadığı fikrini daha da fazla benimsiyorum. |
| Whitley'in Bant Kayıtlarından: |            | | Ben ve takımım buraya vardığımızda sandığımız gibi bir mezarlık bulmadık, mezarlıklarda böylesi korkunç şeyler yaşamaz. Yanımdaki herkes öldü, en azından görünüşte öldüler. O ''şey'' canlıları öldürüyor mu, yoksa kendine mi katıyor bilmiyorum. Ama ömrümde böyle birşey görmedim. Daha küçük kütleler birleşip daha büyük bir yaratığa dönüşebiliyor, yada tam tersi olabiliyor. Adamlarımdan biri gözlerimin önünde parçalandı ve geriye vahşi çığlıklar atan bir sürü küçük, korkunç yaratık kaldı! İşin kötüsü bu ''şeyin'' kime bulaşmış olduğunu anlamak hiç kolay değil, çünkü etkileri hemen ortaya çıkmıyor. Bulaşmasında, ilerlemesinde, saldırmasında çok belirgin bir zeka pırıltısı gördüğümü itiraf etmek zorundayım, ama bu beni daha da fazla korkutuyor. Ne varki korkum şimdilik idare edilebilir bir seviyede sayılır, en azından son kalan adamım gibi gözyaşları içinde yere diz çöküp kendi silahımla beynimi dağıtmadım. Yani henüz. Elimdeki alev makinası etrafta gezindiğini duyduğum o şeyleri şimdilik benden uzak tutuyor, sanırım gerçekten korktukları tek şey ateş. Dur bir dakika, dışarıda gezinen gölgeler ve konuşmalar duyuyorum. Bu ses Blake'in sesine çok benziyor, ama gerçekten o olabilir mi? Emin olmanın tek yolu var. HEY! DIŞARIDAKİLER!... |
 | Norveç İstasyonu, Otopsi Bant Kaydı: | | Buz örnekleri bize gezegendeki atmosfer yapısından kesitler sunarak geçmişteki küresel iklim olaylarını anlama imkanı veriyor. Ancak doğrusu örnek almak için sondaj yaparken binlerce yıldır gömülü duran bir uzay gemisine rastlamayı hiçbirimiz beklemiyorduk! Yani bu tam anlamıyla bir UFO ve biz onu bulduk! Bunun yaratacağı yankıları ve Nobel ödülünü hayal ederek geri döndüğümüzde hiçbirimiz gerçekten neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamıştık sanırım. Aşçının parçalanmış cesedinden aldığım örnekleri incelerken mikroskop altında gördüklerim kanımı dondurmaya yettide arttı bile. Bu organizma her ne ise bulaştığı canlının tam hücresel yapısını taklit edebiliyor, ancak bunu yaparken kendi özelliklerinden hiçbirşey yitirmiyor. Bunun o gemi dışında hiçbir yerden gelmiş olma ihtimali yok sanırım. Bulaşma süratini dikkate alarak kabaca bir hesap yaptım, eğer bu gemi şu an bir anakaraya düşmüş olsaydı, yaklaşık 72 saat içinde gezegende etkilenmemiş hiçbir canlı kalmayacaktı. Tabii bu kaba bir tahmin ve bunu ekiptekilere söyleyip morallerini bozmak için şimdilik pek bir sebep yok. Sanırım birak dikkatle bu organizmayı çevreden izole etmeyi başaraAAAAA GGGHHHHHRRRRRRR!... |
| Komutan Blake'in Notlarından: |  | Buraya bir ordu dolusu adamla da gelebilirdim, ama bu sadece o ''şeye'' yemesi için daha fazla et vermek anlamına gelirdi. Nasıl bulaşiyor, ne zaman harekete geçiyor, anlamaya imkan yok! Tabii kan testi yapmanın dışında, ama korkudan kafayı yemek üzere olan bir adama elinizde şırıngayla yaklaşmaya kalkmak pek iyi bir fikir değil, özellikle elinde silah varsa. Aslında bir noktada yanımdaki herkesi öldürüp bu beladan uzaklaşmayı düşünmedim değil, ama kutbun ortasındayım! Üstelik bana bulaşmadığı ne malum? Ya bu dürtülere o ''şeyin'' damarlarımda dolaşması sebep oluyorsa? Herşeye rağmen soğukkanlı olup kurtarabildiğim herkesi bir arada tutmalıyım, böylece bir umudumuz olabilir. Buldukça herkese bolca silah ve cephane veriyorum, ama bir yandan onlara sırtımı dönmeye de korkuyorum. Gerçekte kendime bile güvenemiyorum, adamlarıma nasıl güveneyim. Yada onlar bana nasıl güvensin? Attığım her adıma dikkat etmeliyim. Çok dikkat etmeliyim...
                  |

                      | Whitley'in Bant Kayıtlarından: | | Blake biraz cephane bulmak için ilerdeki baraka kalıntısına gitti, banada burada onu beklememi söyledi. Burada, karanlığın ortasında yalnız kalmak korkunç bir his. Ama öte yandan o lanet şeyin kime bulaştığını asla gerçekten bilemeyeceğimi düşündükçe... Bu düşünce insanı delirtmeye yeter! Başka şeyler düşünmeliyim. Ah evet, o küçük organizmalar çok kalabalık olmalarının dışında pek tehlike arzetmiyorlar, birkaç isabetli atış onlardan kurtulmaya yetiyor. Esas sorun daha da büyük kütleli olanlar. Bunlar hem çok güçlü, hemde hızlılar, ama bu kadarı yetmezmiş gibi yaralarını korkunç bir hızla onarabiliyorlar! Daha kurşunlar gövdelerine girdiği anda yaralar kapanmaya başlıyor! Bunları öldürmenin tek yolu var, onları yakmak! Çoğunlukla ateşten kaçıyorlar, ama bu tek başına yeterli değil. Onları tutuştursanız bile saldırmaya devam edebiliyorlar, buda alev makinasını kullanan kişi için çok tehlikeli. Tüm bunların üstüne birde ''bulaşma'' tehlikesi var. Basit bir sıyrık kolayca sarılır, ama o sargı bezinin altında birşeylerin içten içe üreyip sizi ele geçirmekte olduğu şüphesi paranoya ve korkunun dejavusudur. Ve her yerde karşımıza inanılmaz durumdaki ceset kalıntıları çıkıyor. Bir insan böyle ölmemeli! Kendi beynini dağıtan adamıma her an daha fazla hak veriyorum. Bu giridiğimiz savaşların hiçbirine zerre kadar benzemiyor. Ah, işte Blake dönüyor. Blake? Cephane bulabildin mi? Blake?... |
| ????????? NEDİR BU ''ŞEY'' ????????? |  | | Korku sinemasındaki kült filmleriyle tanınan yönetmen John Carpenter'ın, 1982 senesinde vizyona girmiş olan, başrolünü Kurt Russel'in oynadığı klasik kategorisinde yer alan filmidir. Bu film ilk başlarda tutulmadı. Bu durum, o dönemdeki film trendinin farklı bir yönde olmasından kaynaklanıyordu. Ancak tıpkı iyi bir şarap gibi yıllar geçtikçe kıymeti anlaşıldı. Bugün ''The Thing'' korku- gerilim türünün yetkin klasikleri arasında sayılır ve çoğuna göre yönetmen John Carpenter'ın çekmiş olduğu en iyi filmdir. Her ne kadar tema bir başka klasik olan 'Alien'' ile büyük benzerlik göstersede ''The Thing'' daha derin bir korku öğesini barındırmaktadır. Yani halen izlemediyseniz bir yerlerden bulun ve içinde vampir yada zombi gibi klişe unsurlar olmayan, gerçek bir korku-gerilim filmi nasıl yapılırmış görün. Daha önce Evolva adlı aksiyon oyunundan tanıdığımız İngiliz Computer Artworks firması, filmin oyununu yapmak için lisans hakkını Universal Studiostan aldı ve tıpkı Resident Evil da olduğu gibi bir seri halinde piyasaya sürmek için çalışmalara başladı. Oyun filmin kaldığı yerden devam ediyor. Filmin sahip olduğu zengin atmosferden oyunda sonuna kadar faydalanılmış. Firma düşmanın Alien yada Predator filmlerindeki yaratıklardan daha tehlikeli ve daha akıllı olacağını beyan etmişti. Oyunda filmin mimarisine sadık kalınmış ve ortamlar 3D efektlerle zenginleştirilmiş. |
| The Thing tipik bir John Carpenter yapımı olarak klasik korku unsurlarını bilim kurgu öğeleriyle birleştirdiği için yapımcıların oyundaki esneklik payı hemen hemen sınırsız gibi. Yani oyuna orjinal yapıya uyduğu sürece herşeyi gayet kolay ekleyebilirler. Oyun tipik bir aksiyon adventure tarzında tasarlanmış. The Thing için çok şey söylenebilir. Ancak benim gibi filmi seyretmiş olanlar için adı bile gerçekten korkutmaya yetiyor. |
|